- Ozur dilerim hayatim seni cok beklettim. Biliyorsun trafik. Cok yoruldun mu? Sikildin mi?
- Cok bekledim, biraz da yoruldum; ama onemli degil canim. Ben artik senin huyunu ogrendim. Seni bu huyunla da seviyorum. Bu yastan sonra degisecek degilsin ya.
- Allah razi olsun ne kadar anlayislisin.
Aile mutluluguna golge dusuren en onemli seylerden biridir; eslerin birbirlerini degistirmeye calismalari. Bunun icin de yillar yili enerji harcamalari. Kimi esler, surekli ‘Sen soylesin, sen boylesin. Sunu soyle yap, bunu boyle yap. Neden onu oraya koydun, niye buraya koydun?’ vb. gibi kucuk seylerle mutluluklarini golgelerler. Gulucuklerle gececek o guzel zamanlarini bir hic ugruna sikintiyla tuketirler. Kendilerini, eslerini ve de cocuklarini huzursuz ederler. Halbuki esler, birbirini degistirmeye calismak yerine eslerini oldugu gibi kabul etmelidirler. Esin biraz gec gelmesi, sorumlulugunu yerine getirmemesi ya da istenilen bir seyi yapmamasi karsisinda mutsuz olup, kendilerini de eslerini de yipratmamalidir. Kucucuk bir sabir, birazcik anlayis ve hosgoru kotulukleri gorunmez eder. Mutsuzluklari mutluluga donusturur. Sikintilari feraha cevirir.
Evlilik, mutluluk san’atini insa etmektir. Mutluluk salini ilmek ilmek ormektir. Sabir asini hafif ateste pisirmek sonra da sevgi ve hosgoruyle yemektir. Evlilik yolunun uzerindeki ‘ene’leri, kaprisleri, kin, nefret ve olumsuz duygulari ayiklayarak mutluluk sarayina ulasmaktir. Genelde “engelleri o ayiklasin” dusuncesi hakim hepimizde. Hep rahatta one gecip, hizmette arkada kaliyoruz. Halbuki hizmette one gecip rahatta arkada kalmak cok guzel bir fedakarliktir.
“Aziz ve Celil olan Allah bir yoldan bir diken dalini kaldirdigi icin bir kisinin gecmis ve gelecek gunahlarini bagislamistir.” (Camiu’s Sagir, 5777). Bu hadisten yola cikarak eslerin evlilik yolunun uzerindeki dikenleri kaldirmalari gunahlarinin affina vesile olabilir.
“Erkek hanimina, hanim da beyine sevgiyle baktiklarinda Cenab-i Hak da onlara rahmet nazariyla bakar.” (Camiu’s Sagir, 1977)
Bir bakis, bir gulus, kucuk bir jest, anlayis ve hosgoruyle esin gonlunu yapip, kalbini hos tutarak Cenab-i Hakk’in rahmetine mazhar olabilir insan.
Bir baska hadiste de “Aile fertlerine yapmis oldugun her iyilik onlara bir sadakadir.” (Camiu’s Sagir, 6339) buyuruluyor. Musluman’a yakisan tavir, aile fertlerine iyilik yaparak sadaka sevabi kazanmaktir
Gunlerden bir gun kurbagalarin yarisi varmis. Hedef, cok yuksek bir kulenin tepesine cikmakmis. Bir suru kurbaga da arkadaslarini seyretmek icin toplanmislar. Ve yaris baslamis. Gercekte, seyirciler arasinda hicbiri, yarismacilarin kulenin tepesine cikabilecegine inanmiyormus.
Sadece su sesler duyulabiliyormus : “Zavallilar! Hicbir zaman basaramayacaklar!” Yarismaya baslayan kurbagalar kulenin tepesine ulasamayinca teker teker yarisi birakmaya baslamislar. Iclerinden sadece bir tanesi inatla ve yilmadan kuleye tirmanmaya calisiyormus.
Seyirciler bagiriyorlarmis: “Zavallilar! Hicbir zaman basaramayacaklar! ..” Sonunda, bir tanesi haric, diger kurbagalarin hepsinin umitleri kirilmis ve birakmislar. Ama kalan son kurbaga, buyuk bir gayret ile mucadele ederek kulenin tepesine cikmayi basarmis. Digerleri hayret icinde bu isi nasil basardigini ogrenmek istemisler. Bir kurbaga, ona yaklasmis ve sormus, “Bu isi nasil basardin?” diye.
O anda farkina varmislar ki, kuleye cikan kurbaga sagirmis!
Hikayenin ozeti su: Gercek mutluluk ve basari icin, evlilerden birinin sagir olmasi gerekir. Yani eslerden birinin bazi seyleri duymamasi, diger bazilarini da gormemesi gerekir. Eslerden her birisi, her soze takilir, her hareketten rahatsizligini aciga vurur ve olumsuz degerlendirirse catisma kacinilmaz olur. Eslerin, birbirlerinde surekli olumlu yonleri gormeleri ve dikkat nazarlarini olumlu yonlerin uzerine cekmeleri gerek. Insanda, olumsuzluklari buyutme ve iyilikleri unutma gibi hic de hos olmayan bir davranis vardir. Tam tersi olursa butun sorunlar bir bir tukenir. Bir evde yasayan iki insandan birinin kadife ya da pamuk olmasi gerekir. Iki fitrat da kirilmaya hazir kiymetli kristal bardaklar gibi olursa, ilk ve kucuk carpismalarda bile kirilmalari muhtemeldir. Ama eslerden biri pamuk olursa ve bu durum bazi haftalarda, ay veya gunlerde birbirlerine devredilirse, siddetli carpismalar bile durdurulabilir. Boyle olunca da carpismalar yerine zamanla muhabbet ve kaynasmalar artar.
Her aile mukaddes bir sirket gibidir ve bu amacla kurulmalidir. Sirketler, maddi krizlerle karsilasinca iflas etmemek icin bazi careler ararlar. Akilli ve ileriyi goren sirket yetkilileri, boyle bir duruma dusmemek icin, isi bastan sIki tutarlar. Onun icin her gun bir kriz cikacakmis gibi davranarak bir koseye yatirim amacli bir seyler atarlar. Her ortamda deger kaybetmeyecek bazi hayatî yatirimlar yaparlar. Iste aynen aile sirketinin istirakcileri de oyle yapmalidir.
Aile saglam manevi temeller uzerine oturmalidir. Maddi temeller uzerine atilan temellerin, curuk oldugu ve eninde sonunda yokluga mahkum olacagi bilinmelidir. Ama bu arada, her aile, hayat devam ederken, karsilasacaklari muhtemel kriz anlarinda can havleriyle yanlis seyler yapmamak icin, isi bastan sIki tutup, kiyiya-koseye bir seyler atmalidirlar. Manevi degerler uzerine kurulan ailelerin birlikteligi, ote dunya buudlu oldugu icin, bu dunyada maddi ve manevi butun engellemelere ve sIkintilara ragmen, Ilahi bir nefesle, gittikce geliserek bir cennet agaci gibi buyur. Bunun, bugun toplumumuzda binlerce ornegi vardir. Bircok insan fakirdir; ama yurekleri zengindir. Fakir ama baskasini dusunen, îsar (din kardesini kendine tercih etme) hasletini yasatan yani baskasi icin yasamayi hayatlarinin esasi haline getiren bu aileler su anda her yerde ornek gosterilmektedir. Bu anlamda zengin olup da gercek saadeti yakalayamamis pek cok ailenin varligindan da haberdariz ki, bunlar, birbirlerini aldatmakta ve ortaklik (maddi birliktelik) bittikten sonra ayrilmaktadirlar.
Bir padisah Hizir’i gormek istiyordu. Bir gun bunun icin tellallar cagirtti; “Kim bana Hizir’i gosterirse onu armaganlara bogacagim.” dedi. Cok cocugu olan fakir bir adam bu ise talip oldu. Karisina dedi ki: “Hanim ben padisaha Hizir’i bulacagimi soyleyip ondan kirk gun musaade alacagim. Bu kirk gun icin padisahtan size omrunuz boyunca yetecek yiyecek, icecek ve para alirim. Kirk gunun sonunda Hizir’i bulamayacagim icin beni olume mahkum ederler, ama siz rahat edersiniz!” Adamin hanimi itiraz etse de adam padisaha gidip Hizir’i bulacagini soyler ve kirk gun ister. Kirk gunun sonunda padisahin huzuruna cikan adam her seyi itiraf eder. Padisah buna cok kizar ve uc vezirine donerek “Bu adama ne ceza verelim?” diye sorar. Birinci vezir; - Bu adamin bogazini keselim, etini parcalayip cengellere asalim. Bu sirada peyda olan, ak sakalli bir ihtiyar vezirin sozleri uzerine soyle der: “Kullu sey’in yerciu ilâ aslihi!” Ikinci vezir; - Hukumdarim bu adamin derisini yuzup icine saman dolduralim. Ayni zat yine “Kullu sey’in yerciu ilâ aslihi!” dedi. Ucuncu vezir; - Padisahim bana gore, bu adami affedin. Size yakisan, sizden beklenen budur. Bu adam onemli bir suc isledi; ama sanildigi kadar da kotu biri degil. Cunku coluk cocugunun rahati icin kendini feda edebilecek kadar da iyi yurekli. Nûrani ihtiyar yine soze karisti: “Kullu sey’in yerciu ilâ aslihi!” Bu defa padisah o yasli zata yonelir: - Sen kimsin? Ikide bir tekrarladigin o soz ne demektir? Ihtiyar cevap verir: - Senin birinci vezirinin babasi kasapti. Onun icin kesmekten, etini cengellere asmaktan bahsetti. Yani aslini gosterdi. Ikinci vezirin babasi yorganci idi. Yorgan yastik, yatak yuzlerine yun, pamuk doldururdu. O da babasina cekti. (Buradaki maksat devamli yapilagelen islerin bizim hayatimiz da yansimalarinin olacaginin belirtilmek istenmesidir. Yoksa kimsenin mesleginin kotu veya cirkin oldugu anlami cikarilmamalidir.) Ucuncu vezirin ise babasi da vezirdi. O da soyuna cekti, buyuklugunu gosterdi. Benim soyledigim soz “Herkes aslina ceker.” demektir. Vezir istersen (ucuncu veziri gostererek) iste vezir, Hizir istersen (kendini gostererek) iste Hizir!” der ve ortadan kaybolur.
Bircok anne-baba, cocuklarina iyilik yapmak icin cirpiniyor. Ama bir yerlerde yanlis yapiyorlar ve bunlari bulmakta cok zorlaniyorlar.
1- Cocugumuza surekli bebek muamelesi yapiyoruz
Kabul, onlar bizim can yongalarimiz, ne kadar buyuseler de bizim biricik yavrucaklarimiz. Peki cocuklarimizin karsilastigi her sorunu, onlar icin biz cozersek, yollarina cikan her engeli biz bertaraf edersek, cocuklarimiza iyilik mi yapmis oluruz? Yoksa gercek hayatin gucluklerine karsi dayaniksiz ve nice hayal kirikliklari yasamalari mukadder, zayif bir cocuk mu yetistirmis oluruz? Hayat, elbette sadece mucadelelerden ibaret degildir; ama hayatin her safhasinda karsilasabilecegimiz irili ufakli guclukleri de gormezden gelemeyiz. Ustelik bu zorluklar, her zaman kotu de degildir ki! Basari yolu, engeller, zahmetlerle doludur. Hem, sorunlardan azade bir dunya ne kadar yasanmaya deger olurdu? El bebek gul bebek muamelesiyle buyuttugumuz cocuklarimiza bu sekilde iyilik degil; aslinda kotuluk yaptigimizi hatirdan cikarmayalim. Cocuklarimiza, yaslarina uygun gucluklerle mucadele etme imkanlari verelim, guvenelim onlara.
2- Evliligimizi hayatimizin merkezine alamiyoruz
Esimizle olan munasebetlerimiz, cocuklarimiza besledigimiz muhabbetten asagi kalmamali. Esimiz ve cocugumuz arasinda tesis edecegimiz denge cok onemli. Gundelik yasamda, sadece esimiz icin bir seyler yapalim, birlikte on bes yirmi dakika da olsa zaman gecirelim. Esimizle birlikte gecirecegimiz bu anlamli ve keyifli anlar, cocugumuzun da dikkatinden kacmayacaktir. Anne ve babasinin birbirlerine verdigi degeri, duyduklari sevgiyi cocugumuzun da hissedecegini goreceksiniz. Esimizle kurdugumuz bu sicak iliski, cocugumuzun karakterini derinden etkileyecektir.
3- Cocuklarimizin sosyal etkinliklerini duzenleyemiyoruz
Cocuklarimizi bir etkinlikten bir baska etkinlige yaris ati gibi kosturuyoruz. Yirmi otuz sene once, cocuklarin nefes almaya zamanlari vardi. Kosuyorlar, saklambac oynuyorlar, masal dinleyip hayaller kurabiliyorlardi. Konusuyorlar, hikayeler, masallar anlatiyorlardi birbirlerine. Simdi zavalli cocuklarin bunlara pek zamanlari yok, kalmadi. Peki boyle bir mahrumiyetin sonuclari neler? Depresyonlar, zayif ve hastalikli iliskiler, aileden ve toplumdan soyutlanmalar, zararli aliskanliklar, bagimliliklar... Cocuklarimiz bizden daha mesgul. Yuzmeden futbola, karateye, basketbola hafta sonu okulundan ozel derslere yetismeye calisiyorlar. Bu hengameden, ne cocuk ne aile tatmin oluyor aslinda. Harcanan para, zaman ve enerji de cabasi. Bunun adi sosyal etkinlik mi, sosyal bezginlik mi? Hafta sonlari bin bir telase, zahmet ve kosusturmacayla gecen ailelere soruyoruz: Bu yaptiginizin, gerek cocugunuz gerek kendiniz icin yapilabilecek en iyi is oldugundan emin misiniz?
4- Kendi manevi yasantimizi ihmal ediyoruz
Manevi hayatimizin cocuklarimiz uzerinde cok onemli etkileri var. Cocuklarimizin, kendisiyle barisik, yeri geldiginde hatalarini kabul edebilecek guclu bir rol model gormeye ihtiyaclari var. Birlikte yemek yemeye bile zaman bulamiyoruz mazeretine siginarak, manevi hayatimizi ihmal edemeyiz. Cocugumuzun bedensel gelisimi kadar ruhsal gelisiminden de biz sorumluyuz.
5- Ebeveyn oldugumuzu unutuyoruz
Cocuklarimiz bizden anne baba olmamizi beklerler, arkadas degil. Cocukluklarinda kendi ailelerinden yeterli yakinlik gormemis kisiler, anne baba olunca, cocuklarinin en iyi arkadasi olacaklarini soylerler. Oncelikle cocugumuza annelik babalik yapalim. Bu, cocugumuzla aramiza duvarlar ormek, evde emir komuta zincirleri tesis etmek degildir. Firsatlar olusturup, zaman zaman cocugumuzun oyun arkadasi olacagiz, belli olculerde sirdasi olacagiz, ancak ev icindeki asli gorevimizi hatirdan cikarmamamiz gerekiyor. Cocugumuzun zaten kendi arkadaslari olacaktir, biz de kendi arkadaslarimizla takilalim.
6- Dengeyi tutturamiyoruz
Cocugumuzun okul, ev ve sosyal hayattaki plan ve programlarinin suresini, miktarini ayarlamiyoruz, dengeleyemiyoruz. Otoriter ailelerde pek cok kurallar, nizamnameler vardir. Ihmalkar ailelerde de durum tam tersidir. Gerekli gereksiz onlarca kural yerine, cocugu tesvik edecek, ise yarayacak duzenlemeler, onun da bizim de hayatimizi kolaylastiracak evdeki rahatsizlik veren sikiyonetimi veya gevsekligi ortadan kaldiracaktir.
7- Cocuklarimizdan bizim hayallerimizi gerceklestirmesini bekliyoruz
Cocuklarimizin, genetik olarak bizlerden farkli oldugunu kabul etmeliyiz. Onlarin farkli karakterleri, kisilikleri, potansiyelleri vardir. Cocuklarimizi kendi kaliplarimizin icine hapsetmeye hakkimiz yok. Bizler hayallerimizi susleyen birer doktor, avukat, vali, muhendis olamamissak cocuklarimizi bu mesleklere zorlayip, kendimizi tatmin yollari aramamiz haksizlik olur. Eger onlari bu mesleklere ikna edersek bir sorun yok, rizalari disinda bir meslege cocuklarimizi zorlamayalim.
Basta da belirttigimiz gibi ebeveynler olarak pek cok hatalar yapiyoruz. Elimizde bir kullanim kilavuzu yok, cocuklarimizi yetistirmek icin. Beser olarak hatadan hali degiliz.
Maalesef genellikle cocuk yetistirmeyi, cocuklarin karnini doyurmak, kiyafetlerini almak, okul ihtiyaclarini karsilamak, dershane taksitlerini odemek zannediyoruz.
Maalesef bazi anne babalar cocuklarinin hangi yemegi yiyip yemeyecegi ile ilgilendikleri kadar hangi filmi izleyip izlemeyecekleriyle ilgilenmez oldular.
Yemek cocugunuzun sadece midesini kirletir. Cok agir degilse yedikleri, ya birkac gun hasta yatar, ya da midesi yikanir.
Her gun zehirli filmlerle ruhu kirlenen cocuklarin ne hale geldigini gormek zorundayiz.
"Zehirsiz film var mi ki?" diye dusunmeyin! Evet, maalesef zehirsiz film sayisi cok az.
Bence asil sorunumuz, cocuklari zehirlerden korumayi basaramamis olmak degil. Kendimizi bu zehirlerden koruyamiyoruz ki, cocuklari nasil koruyalim?
Kendini kurtaramayan baskasini kurtaramaz.
Kendini koruyamayan baskasini koruyamaz.
Soylesem "soz" olur, soylemesem icimde "koz" olur…
Takip ettigi dizinin bir sonraki bolumunu kacirmamak icin aceleyle sofrayi toplayip, kumanda elinde televizyonun basina gecen annelerin cocuklarindan sikayetci olmaya hakki var mi?
Tuttugu futbol takimin tum futbolcularini, yedekleriyle birlikte ezbere bildigi halde, oglunun bir tane arkadasini tanimayan babanin, oglundan surekli sikâyetci olmaya hakki var mi?
Vucudum bozulmasin diye cocugunu emzirmeyen annelere soyleyecek fazla bir sey bulamiyorum! Bedeninden bir parca olan, cigerparem diye tanimladigimiz oz evladini bile doyasiya bagrina basma duygusunu kaybetmis birisine ne diyebilirsiniz ki? Bana bir tane "hayvan" gosterin "vucudum bozulmasin" diye evladini baskalarina teslim eden. Ben duymadim. Biliyorum, bu cumle biraz agir oldu ama icimden geldigi gibi yazmasam icimde "koz" olacak.
Kendisi okumayan baskasina okuma emrini verirken ne kadar etkili olur.
Kendini egitmeyen baskasini egitirken zorlanmaz mi?
Hani hep biz buyukler genclerden ve cocuklardan sikayetci oluruz ya! Adamin biri is guc sahibi olamamis olan ogluna "Sultan Fatih senin yasindayken Istanbul'u fethetti!" deyince, hazir cevap delikanli "Fatih’in babasi senin yasindayken devlet yonetiyordu!" demis.
Anne babalar cocuklarimizi ellerimizle zehirlemeyelim!
Ne bu dunyada ne de oteki dunyada bunun hesabini veremeyiz!
Hadi bugün O'na (CC) sevgini göster! Sevgililer günü ya bugün. O'nun için bir şey yap! O'na (cc) kendini beğendir bugün! "Seviyorum" diyorsun ya. Hadi göster sevgini!.. O (CC) neyi seviyor, neyi sevmiyor öğren! VE Sev O'nun sevdiklerini, sevmediklerinden uzaklaş! Ki, O da sevsin seni. Seven elbet sevilir ama, lafta kalmasın sevgin. Hadi bugün göster O'na sevgini!.. Sevgililer günü ya bugün..
Bilirsin, seven hep sevdiğini anlatır, "Bülbülün yüz hikâyesi varmış, hepsi de gül üstüne.." Bugün, ulaşabildiğin herkese O'nu (CC) anlat! O'nu ve O'nun en sevdiğini(SAV). Telefonla, yüzyüze, kavlen ve fiilen O'nu anlat! O, sana senden de yakın olanı.. O, seni senden de iyi bileni.. O, sen O'nu bıraksan da seni asla bırakmayanı.. O, en güzel sevda türküsünü, ölümsüzlük bestesini. Sevgililer günü ya bugün..
Bilirsin, seven hep sevdiğini düşünür ya.. Bugün sen de hep O'nu düşün! O'nun hoşuna gidecek bir şey yap! Memnun et O'nu..
Meselâ; Şimdiye dek isteyip te yapamadığın bir emrini uygula bugün! Eğer örtülü değilsen, hiç çıkarmamak sözüyle, Bir başörtüsü al kendine! Kılamıyorsan, bugün namaza başla!
Meselâ; "Kur'anı mutlaka öğreneceğim" de! Biliyorsan, öğretmek için bir talebe bul kendine! Bir ayet ezberle ve uygula onu!.. Bugün bir hadis öğren ve öğret onu!..
Meselâ; bugün Sevgilini (CC) en az bir kişiyle tanıştır! Hiç tanımadığın birine selam ver! Bir yetimin başını okşa! Bir çocuğu sevindir bugün!
Meselâ; İşyerine giderken O'nu hatırlatacak bir hediye götür bugün, Ya da çal komşunun kapısını,yüreğini bölüş, O'nu (CC) anlat bu vesileyle..
Bugün O'nun için birşey yap! Ama yalnız O'nun için.. Nefsini hiç karıştırma! Cennet hesapları yapma bugün, karşılık bekleme! Pazarlıksız, riyasız olsun her yaptığın.
Bugün şöyle bir düşün! Sevdiklerine ve hatta sevmediklerine, Ne kadar çok vakit ayırıyorsun?.. Fanî dediğin şu dünya için ne kadar çok çalışıyorsun?.. Yarım saat sürecek bir ziyaret için, On dakika sürecek bir yemek için, mutfakta ne kadar kalıyorsun?.. Nazlıca ağlayan yavrunun sesiyle nasıl fırlarsın yatağından, o soğuk gecede?.. İşverenin ay sonunda vereceği üç kuruş için nasıl kahredersin kendini?.. Sınıfını geçebilmek için, iyi not alabilmek için, nasıl geceni gündüzüne katarsın?.. Eşini, çocuklarını, anneni, babanı, nişanlını memnun etmek için nasıl da çırpınırsın. Tüm bunlar ve senin de ekleyebileceğin dahaları için yaptıklarının, SÖYLE, yüzde kaçını Allah için, Habibullah için yaptın bugüne kadar?..
Evet bugün sevgililer günü.. Sen de buluş Sevdiğinle bugün! At kendini seccadeye, bir tövbe et, dönmemecesine.. O'nun sevmediği herşeye "elveda" de! Gözyaşların armağan olsun O'na.. Gözyaşların ve zaten O'nun olan yüreğin.. Bugün ve hergün!
Kendi kendimize şöyle bir düşünüp soralım ve samimi olarak cevap verelim; Bir Müslüman olarak namazı sevebiliyor muyuz? Her zaman için namazı seven bir insan mıyız? " Namaz vakti gelse, ezan okunsa, namaz kılsam, canım namaz kılmak istiyor " diyor muyuz hiç?
Midemizin açlık hissettiği ve bir şeyler yemek istediği gibi günün belirli vakitlerinde namazın açlığını hissedip namaz kılma arzusu geliyor mu içimizden? Karnımız iyice acıktığı zaman yanımızdakilerin konuştuklarını anlamaz duruma gelerek aklımızı yemeğe taktığımız gibi, namaza olan açlığımızdan dolayı da aynı durum meydana geliyor mu, kafamızı namaza taktığımız oluyor mu?
Bazen canımız bir şey istediğinden dolayı belirli bir öğün olmadığı halde mutfağa girip bir şeyler atıştırdığımız gibi, farz olan vakitlerin dışında gönlümüz namaz kılmak istiyor mu, durup dururken iki rekât namaz kıldığımız oluyor mu? Sözü uzatmadan söyleyelim; Allah Teala ile beraber olmayı arzu ediyor muyuz?
Ezan sesi bizde nasıl bir etki yapıyor, ezanı duyduğumuzda çok müthiş bir müjdeli haber almışçasına gözlerimizin ışığı parıldıyor mu ? Ezanın sözlerini tahlil ettiğimiz oluyor mu, tekbirler, tevhidler ve şehadetler kulağımıza ulaştığında ruhumuzun derinliklerine kadar ulaşıyor mu?
"Biraz sonra Allah Teala ile beraber olacağım, rabbimin huzuruna varıp samimi bir şekilde kendimi O'na arz edeceğim. O'nun kelamını O'na okuyacağım ve O da beni dinleyecek. Her taraftan üzerime çullanan ve içerisinde boğulduğum atmosferden kurtulacağım, beni boğmaya çalışan şu karanlıktan sıyrılacağım, hepsini arkama atacağım, beni yaratanın huzuruna varacağım, O'nunla yüz yüze geliyor gibi olacağım, O'na halimi arz edeceğim. Şu anda ne kadar mutluyum, ne güzel"
Evet, bu ve benzeri duygu ve düşünceler geçiyor mu içimizden? Samimi olarak cevap verelim.
Sonra bu düşüncelerimiz bir bir gerçekleşiyor mu? Yani Allah Teala'nın huzuruna vardığımızda O'nunla gerçekten sağlıklı bir bağlantı kurabiliyor, beraber olabiliyor muyuz? Bunun en önemli belirtisi olarak da O'nunla olan bu beraberliğimizi uzatmak istiyor ve uzatıyor muyuz? Kıyamımızı, kıraatimizi, rükûmuzu, secdemizi ve son oturuşumuz, yani her bir rüknü kendi içersinde uzatıyor muyuz? Evet, sırf Allah Teala ile beraberliğimizden dolayı uzatabiliyor muyuz rükünlerimizi, yani namazımızı?
güzel gören güzel düşünür.güzel düşünende hayatından lezzet alır...
-- BİR BAK...BİR DÜŞÜN...BİR YOL BUL KENDİNE...KENTİN ÇIKMAZ SOKAKLARINDA Namaz kılmamanın ne kadar büyük günah olduğunu bilen, ayakta duramıyacak kadar hasta olsa bile, mutlaka namaz kılar. Ateşin yaktığını bilen kimse, kendini nasıl ateşe atar? Cehennemden kaçan, Cenneti istiyen namaz kılmaz mı? Hadis-i şerifte, (Cenneti isteyip de, Allahın yasakladıklarından kaçınmıyan, isteğinde yalancıdır) ve (Cenneti istiyen, hayırlı işlere koşar, Cehennemden korkan, haramlardan kaçar) buyuruluyor.